Her küresel zirve, insanlığın ortak sorunlarına karşı ortak bir irade gösterme umudu taşır. Geçtiğimiz hafta New York’ta düzenlenen İklim Zirvesi de bu umutla bekleniyordu. Bilimsel verilerin her zamankinden daha net bir şekilde acil eylem çağrısı yaptığı bir dönemde, dünya liderlerinin atacağı adımlar gezegenimizin yakın geleceğini şekillendirecekti. Ancak zirve, bir ilerleme anı olmaktan çok, tehlikeli bir geri gidişin ve bilimin siyasi çıkarlar uğruna nasıl göz ardı edildiğinin sahnesi oldu.
Bu tablonun merkezinde ise ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları yer alıyor.
İnkâr Siyasetinin Küresel Sahnesi
İklim değişikliğiyle mücadele, teknik ve bilimsel bir mesele olduğu kadar, artık net bir şekilde politik bir irade meselesidir. Trump'ın zirvedeki duruşu, bu iradenin ne denli kırılabileceğini acı bir şekilde gösterdi. "İklim değişikliği bir aldatmacadır" ve "yeşil enerji bir dolandırıcılıktır" gibi ifadeler, dünyanın en büyük ekonomilerinden birinin lideri tarafından, küresel iş birliğini dinamitleyen resmi bir politikadır.
Peki, bu söylemin arkasında ne yatıyor ve neden bu kadar tehlikeli?
Kimin Refahı?
Trump'ın söylemi, çevreyi korumak ile ekonomik kalkınma arasında sahte bir ikilem yaratıyor. Fosil yakıt endüstrisini "refahın" kaynağı, temiz enerjiyi ise "ekonomiyi batıracak bir dolandırıcılık" olarak sunuyor.
Ancak sormak zorundayız: Trump'ın bahsettiği 'refah' kimin refahıdır? Gezegeni en çok kirleten, krizden en az etkilenen, eski ve kirli teknoloji lobilerinin mi? Bu söylem, küresel Güney'in ve yoksul toplulukların, yani iklim krizinin en büyük bedelini ödeyenlerin sırtına daha da ağır bir yük bindiren kör bir ekonomik paradigmanın savunuculuğudur.
Zirveler ve Gerçekler Arasındaki Uçurum: Sözden Eyleme Geçme Zamanı
New York'taki zirve, liderlerin vizyonu ile gezegenin ihtiyacı arasındaki makasın ne kadar açıldığını gösterdi. Zirve salonlarının lüks koltuklarında yapılan bu retorik gösteriler, bilim insanlarının "1.5 derece hedefi için derhal ve köklü eylem" çağrısını görmezden geliyor.
Sıfır karbon hedefine ne zaman ulaşılacak? Fosil yakıt sübvansiyonları neden hâlâ kesilmiyor? Her zirve sadece bir 'niyet beyanı' olmaya devam ettikçe, bizler, yani gezegenin gerçek sahipleri ve krizin ilk mağdurları, bu tehlikeli oyunu seyretmek zorunda mıyız?
Bu durum, sorumluluğun artık sadece zirve salonlarındaki liderlere bırakılamayacağını bir kez daha kanıtlıyor. Bizler, sadece bireyler değiliz; aynı zamanda sürdürülebilirlik vizyonunu iş dünyasına taşıyan, karbon ayak izi danışmanlığı yaparak şirketlere 'bu bir aldatmaca değil, bir risktir ve bir fırsattır' diyen profesyonelleriz.
Bu nedenle, talep etmemiz gerekenleri bir kez daha listelemeyi faydalı buluyorum:
Bu kriz, siyasi bir manevra alanı değil, insanlığın ve doğanın varoluş mücadelesidir. Sessiz kalmak, bu tehlikeli oyuna onay vermektir. Hemen şimdi, kendi yerelimizde, işimizde, sesimizle ve seçimlerimizle bu inkâr politikasına 'dur' demeliyiz.