Logo

Sorularınızı, görüşlerinizi ya da iş birlikleriyle ilgili taleplerinizi bizimle paylaşmaktan çekinmeyin.

İletişim

Takip Edin

"Türk İşi" Bir Başlangıç: Niyet İyi Ama Uygulama Nasıl?

Sürdürülebilirlik. Son yılların en popüler, en afili kavramı. Sadece yeşil ile renklendirilmiş olması dışında çevrecilik ile ilişkisi olmayan binalardan; organik etiketli ürünlere, hayatımızın her köşesine sızdı. Şirketlerimiz de bu küresel rüzgara kayıtsız kalamadı elbette. Artık sadece kar etmek yetmiyor; dünyaya, topluma ne kattığını, çevreyi ne kadar koruduğunu da anlatmak zorundasın. İşte tam bu noktada, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) devreye girdi ve "Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları"nı (TSRS) önümüze koydu. Niyet halis: Şeffaflık artsın, hesap verilebilirlik sağlansın, yatırımcılar "yeşil" ve "sorumlu" olanı seçebilsin. Kağıt üzerinde her şey mükemmel. Peki, uygulamada durum ne?

TSRS'nin yayınlanması, hiç şüphesiz ileriye doğru atılmış önemli bir adım. Küresel standartlarla (IFRS/IFRS S1 ve S2 gibi) uyumlu olma çabası takdire şayan. Ancak, her "Türk işi" başlangıçta olduğu gibi, burada da bazı "acemilikler" ve "iyileştirme alanları" göze çarpıyor.

"Raporlamış Olmak İçin Raporlamak": Verinin Güvenilirliği ve Kapasite Sorunu

En büyük handikaplardan biri, raporlamanın ruhunun ne kadar anlaşıldığı. Şirketler, bu yeni yükümlülüğü bir mevzuat zorunluluğu olarak görüp, "raporlamış olmak için raporlama" tuzağına düşebiliyorlar. Sürdürülebilirliği iş stratejisinin merkezine almak yerine, iletişim departmanının yıllık faaliyet raporuna eklediği şık bir bölüm olarak görme riski var.

Peki ya verinin kalitesi? Sahadan topladığımız verilerin doğruluğu, tutarlılığı ve en önemlisi "güvenilirliği" ne kadar sağlanabiliyor? Henüz emekleme aşamasında olan bu süreçte, yeterli denetim ve doğrulama mekanizmalarının eksikliği, "yeşil boyama" (greenwashing) riskini de beraberinde getiriyor. Şirketlerin bu konuda yeterli teknik altyapıya ve uzman personele sahip olup olmadığı da ayrı bir soru işareti. Özellikle KOBİ'ler için bu süreç, ciddi bir maliyet ve kaynak yükü anlamına gelebilir. Danışmanlar olarak bizler destek olmaya çalışsak da, firmaların kendi iç kapasitelerini oluşturmaları şart.

Kapsam ve Belirsizlikler: Kim Neyi, Nasıl Raporlayacak?

Standartların kapsamı ve hangi şirketlerin zorunlu raporlama yapacağına dair belirlenen eşik değerler de tartışmaya açık. Belirlenen kriterler ne kadar adil? Belki de daha sektörel veya etki odaklı bir yaklaşım gerekirdi. Ayrıca, standartların dilindeki bazı muğlak ifadeler veya yorum farklılıkları, uygulamada kafa karışıklığına yol açabiliyor. KGK'nın bu noktada daha proaktif olup, sıkça sorulan sorular veya detaylı uygulama rehberleri ile piyasayı yönlendirmesi elzem. Bu alanda sonradan yayımlanan uygulama rehberleri iyileştirme sağlandı. Ancak yine “sonradan”.

Sonuç: İyi Bir Başlangıç Ama Daha Gidecek Yolumuz Var

Sözün özü, TSRS ile Türkiye, sürdürülebilirlik konusunda önemli bir virajı aldı. Bu, şeffaflık ve hesap verebilirlik adına atılmış cesur bir adım. Ancak, yolun başındayız. Bu standartların, şirketlerin vitrinini süsleyen parlak broşürlerden ibaret kalmaması, gerçek bir dönüşümü tetiklemesi için önümüzde duran engelleri aşmamız gerekiyor.

Veri kalitesini artıracak sağlam doğrulama mekanizmaları kurulmalı, şirketlerin (özellikle KOBİ'lerin) raporlama kapasiteleri eğitim ve teşviklerle güçlendirilmeli ve en önemlisi, sürdürülebilirliğin bir "uyum maliyeti" değil, bir "stratejik avantaj" olduğu anlayışı yerleştirilmelidir. Uygulamadaki aksaklıkları hızla tespit edip, geri bildirimlere açık, dinamik bir iyileştirme süreci işletirsek, TSRS sadece bir raporlama standardı olmaktan çıkar, ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmasında güçlü bir araca dönüşebilir.

Başlangıç güzel, ancak mükemmelleşmek için eleştirel bakışımızı ve çözüm odaklı çabamızı sürdürmeliyiz.