Logo

Sorularınızı, görüşlerinizi ya da iş birlikleriyle ilgili taleplerinizi bizimle paylaşmaktan çekinmeyin.

İletişim

Takip Edin

İklim Kanunu: Korku Tellallığı Değil, Gerçek Çözüm Lazım!

İklim Kanunu: Korku Tellallığı Değil, Gerçek Çözüm Lazım!

Türkiye, iklim krizinin yakıcı etkilerini her geçen gün daha fazla hisseden bir coğrafyada yer alıyor. Seller, kuraklıklar, aşırı hava olayları artık kapımızda değil, hayatımızın tam ortasında. Bu gerçeklik karşısında, ülkemizin kapsamlı, bilime dayalı ve geleceği güvence altına alacak bir İklim Kanunu'na olan ihtiyacı tartışılmaz bir gerçek.

Geçtiğimiz dönemde, bu ihtiyaca cevap verme iddiasıyla bir İklim Kanunu taslağı gündeme geldi. Şüphesiz, böyle bir adımın atılmaya çalışılması bile önemliydi. Ancak ne yazık ki, bu taslak metin, kamuoyuna yansıdıktan kısa bir süre sonra, etrafında koparılan ve çoğu bilimsel dayanaktan tamamen yoksun bir spekülasyon fırtınasının gölgesinde kaldı. Duyduklarımız, okuduklarımız akıl alır gibi değildi. Taslağın içeriğiyle ilgisi olmayan, tamamen varsayımlara ve hatta korku senaryolarına dayanan iddialar havada uçuştu.

Neler duyduk neler! Efendim neymiş? Bu kanun çıkarsa evimizdeki klimayı çalıştırmak için özel izin gerekecekmiş, mangal sefalarımız tarihe karışacakmış, arabalarımızı garaja kilitleyecekmişiz, fabrikaların bacası tütmeyecekmiş, ekonomi duracakmış, balkonda domates bile yetiştiremeyecekmişiz ve taş devrine dönecekmişiz.

Bu iddialar, en fantastik bilimkurgu filmlerini aratmayacak cinstendi. Komplo teorisyenlerinin pek sevdiği, "dış mihraklar" ve "gizli ajandalar" sosuyla harmanlanmış bu "bilgiler(!)", ne yazık ki ciddiye alınması gereken bir yasa taslağını, adeta bir korku tüneli broşürüne çevirdi. Nereden çıktığı belirsiz fısıltılar, sosyal medya trollerinin yaydığı dezenformasyon ve belli ki konuya zerre kadar hâkim olmayan kişilerin "uzman" görüşleri(!), iklim değişikliği gibi gezegenimizin ve çocuklarımızın geleceğini doğrudan ilgilendiren ölümcül bir meseleyi, mahalle kahvesi geyikleri seviyesine indirdi.

İşin trajikomik yanı, bu hurafelerle boğuşurken, asıl konuşmamız gereken, taslağın gerçek sorunları ve eksiklikleriydi. Evet, o taslak eleştirilmeyi hak ediyordu, hem de sonuna kadar! Hazırlık sürecindeki kapalılık, katılımcılığın "biz yaptık oldu" anlayışıyla sınırlı tutulması en büyük yanlıştı. Bu kadar hayati bir konuda, işin mutfağında olması gereken sivil toplumun, üniversitelerin, meslek odalarının, yerel yönetimlerin ve etkilenecek tüm sektörlerin görüşlerinin yeterince alınmaması, taslağı en başından sakatlamıştı. İçerikteki hedeflerin Paris Anlaşması'nın 1.5 derece hedefiyle ne kadar uyumlu olduğu muğlaktı. Karbon azaltım yükümlülüklerinin nasıl paylaştırılacağı, adaptasyon (uyum) stratejilerinin ne kadar gerçekçi olduğu, denetim mekanizmalarının etkinliği ve en önemlisi "adil geçiş"in (örneğin kömür madenleri kapanırken çalışanların ve bölge halkının nasıl destekleneceği gibi) nasıl sağlanacağı konularında ciddi boşluklar ve belirsizlikler vardı. İşte bunları tartışmalı, bu eksikleri gidermenin yollarını aramalıydık. Ama biz ne yaptık? Mangalımız derdine düştük!

Taslağın geri çekilmesi, bu anlamsız gürültü ve bilim dışı spekülasyonların bir sonucu mu, yoksa zaten var olan eksikliklerin bir kabulü mü, bunu zaman gösterecek. Ancak sebep ne olursa olsun, sonuç değişmiyor: Türkiye'nin acilen sağlam bir İklim Kanunu'na ihtiyacı var. Geri çekilme, bir son değil, tam tersine doğruyu bulmak için yeni bir başlangıç fırsatı olmalı.

Şimdi yapılması gereken, bu ilk denemeden acı ama öğretici dersler çıkararak, kolları yeniden sıvamaktır. Ama bu kez doğru bir şekilde:

  • Tam Şeffaflık: Sürecin her aşaması kamuoyu ile paylaşılmalı.
  • Geniş Katılımcılık: Tüm ilgili taraflar (STK'lar, akademi, özel sektör, sendikalar, yerel yönetimler, çiftçiler...) masaya davet edilmeli, görüşleri dikkate alınmalı ve taslak üzerindeki geri bildirim mekanizmaları işletilmeli.
  • Bilimsel Temel: Kanun, en güncel iklim bilimi verileri, IPCC raporları ve uluslararası taahhütlerimiz ışığında hazırlanmalı. Bağımsız bir bilim kurulunun sürece dahil olması elzemdir.
  • İddialı Hedefler: Net, ölçülebilir, ulaşılabilir, gerçekçi ve zaman tanımlı (SMART) ulusal emisyon azaltım hedefleri konulmalı.
  • Kapsamlı Politikalar: Enerji dönüşümü, sanayide karbonsuzlaşma, ulaşım, binalar, tarım, atık yönetimi ve iklim değişikliğine uyum gibi alanlarda detaylı stratejiler ve politikalar içermeli.
  • Adil Geçiş: Yeşil dönüşüm sürecinden olumsuz etkilenebilecek kesimler için sosyal ve ekonomik destek mekanizmaları adil bir şekilde planlanmalı. Kimse geride bırakılmamalı.
  • Güçlü Uygulama ve Yaptırım: Kanunun kâğıt üzerinde kalmaması için daha etkin ve kapsamı genişletilmiş izleme, raporlama, doğrulama (MRV) sistemleri ve caydırıcı yaptırımlar belirlenmeli.

Sonuç olarak, hurafelerin, korku tellallığının ve bilim dışı safsataların iklim politikamızı rehin almasına izin veremeyiz. Karşımızdaki tehdit, mangal keyfimizden ya da klimamızın faturasından çok daha büyük ve gerçektir. Geri çekilen taslağın küllerinden, çok daha güçlü, adil, katılımcı, bilime dayalı ve Türkiye'nin 21. yüzyıldaki yerini sağlamlaştıracak bir İklim Kanunu doğmalıdır. Bu, sadece bir çevre meselesi değil, aynı zamanda bir kalkınma, güvenlik ve gelecek nesillere karşı ertelenemez bir sorumluluktur.